Bu Cinsel Taciz mi? Değil mi?

Bir Taciz Hikayesi

Çok değerli bir dostum yaşadığı bir olayı benimle paylaştı. Lütfen bu yazıyı okuyan herkes bunu paylaşsın, belki küçük bir katkımız olur.

Olay 2015 yılında İstanbul’un çok ünlü bir kolejinde geçiyor. Bu kolej o kadar büyük yatırımlar yapmış ki, eşi benzeri olmayan binalara sahip. Arkadaşım bu koleji iyice inceliyor, okulun kurucuları ile tanışıp kadro hakkında, eğitim öğretim yöntemleri hakkında bilgi alıyor. Okulu beğendiğinde 6 yaşındaki kızını ilkokul birinci sınıfa buraya kayıt ettiriyor.

Arkadaşım ve eşi çocuklarıyla çok ilgili bir aile, kızları onların her şeyi, kızlarıyla bir arkadaş gibi yakınlar, aralarında çok güçlü bir bağ var, birbirlerine sonsuz bir şekilde güveniyorlar ki buna bende şahidim.

Okul başladığında her şey çok güzel, ilk bir ay inanılmaz bir okul hayatı geçiyor. Okuldaki çocuklar çok mutlu, herkes gülüp oynuyor, şarkılar söylüyor, dersleri şaka ve oyunlarla öğreniyorlar. Ancak bu kadar aşırı mutluluk arkadaşıma pek normal gelmiyor, kızıyla konuşuyor “kızım nasıl geçti dersler”, “baba her şey harika, sabah yoga yapıyoruz, arkasından sabah kahvaltısı,  sonra yabancı öğretmenler bize zumba dansı yaptırıyor, daha sonra oyun oynayarak derslerimizi öğreniyoruz”. Arkadaşım bu cevapları yadırgıyor, ne de olsa o da benim gibi eski toprak, bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu.

Anlattığına göre herhalde okulun açılmasından 45 gün kadar sonra bir akşam kızı eve canı sıkkın geliyor, annesine sınıftaki bir erkek çocuğun sınıftaki 2 kızı, ayrı ayrı, zorla dudaklarından öptüğünü anlatmış. Annesi o iki kızın ne yaptığını, öğretmene söyleyip söylemediklerini sormuş. Kızı ise o iki kızın utandıkları için bunu öğretmene söylemediklerini anlatmış. Eşi arkadaşımın eve gelmesini beklemiş ve konuyu anlatmış, derhal akşamın ilerleyen saatinde sınıf öğretmenini, müdür yardımcısını arayıp, durumu bildirmişler. Hem sınıf öğretmeni, hem müdür yardımcısı kendisine bu bilgi için teşekkür etmişler. Arkadaşım son söz olarak böyle bir şeyin kesinlikle kızının başına gelmesini istemediğini, buna derhal bir çözüm bulmaları gerektiğini söylemiş.

O günden sonra kızlarını çok daha fazla takip etmeye, onunla daha fazla ilgilenmeye başlamışlar. Fakat yolunda gitmeyen bir şeyler varmış, neredeyse ilk yarının sonuna yaklaşıldığında çok zeki olan kızının okumayı iyice sökemediğini fark etmişler. Bu konuyu görüşmek için randevu alarak sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenle toplanmışlar. Arkadaşım, kızının okumakta iyi olmadığını, devlet okulunda okuyan çocukların dahi bu meşhur kolejde okuyan çocuklardan daha iyi okumayı söktüklerini ve bu durumun kendisini rahatsız ettiğini söylemiş. Rehber öğretmen “biz çocukları stressiz yetiştiriyoruz. İlkokul zaten 4 yıl boyunca tekrardan ibaret. İleride zaten yeteri kadar sınav stresi yaşayacaklar, bırakalım şimdi rahat olsunlar” demiş. Ama bu cevap arkadaşımı oldukça rahatsız etmiş. Eşiyle konuşmasında “biz adamlara kamyonla para veriyoruz, adamlar okumayı değil oynamayı öğretiyorlar” demiş.

İkinci yarıyıl başlamış ve 10 – 15 kadar sonra bir gün kızı eve ağlayarak gelmiş, annesi ne olduğunu sorduğunda annesine “ben o okula gitmeyeceğim, hiç bir şey öğretmiyorlar, daha okumayı bile başaramadım” demiş. Çocuk sabaha kadar ağlamış, annesi babası çocukla konuşmak istemişler ama çocuk konuşmamış. Arkadaşım aklına sınıftaki o erkek çocuğun kızına da bir şey yapıp yapmadığı gelmiş, onu sormuşlar ama kızları öyle bir şey olmadığını söylemiş. Ertesi gün çocuk okula gidiyor ve öğleden sonra sınıf öğretmeni anneyi arayarak “benim tatlı kızıma ne oldu, sabahtan beri derslere kayıtsız, dünyaya küs. Acaba evde çok üzücü bir şey mi oldu acaba” demiş. Arkadaşımın eşi de “durumu anlatmış, evde bir sorun olmadığını, kızının dünden beri bu durumda olduğunu anlatmış.

Anne baba çocuğu hemen bir psikologa götürmüşler, o da bir sonuç çıkaramamış. Bir sonraki gün hafta sonu tatilinde çocuğun teyzesi onlara ziyarete, kalmaya geliyor ve çocuk teyzesine olanları anlatıyor. Sınıftaki sapık çocuk maalesef arkadaşımın kızını, üstelik kızlar tuvaletinde sıkıştırıp dudaklarından öpmüş. Teyzesine bunun iğrenç bir şey olduğunu, tüm erkeklerden nefret ettiğini, o okula bir daha gitmek istemediğini söylemiş.

Anne baba bunu öğrendiklerinde soluğu okulda almışlar, arkadaşım bu taciz sonucu çocuğunun psikolojisinin bozulduğunu, kendilerini bu konuda uyardığını, tüm bunlara karşın neden önlem alınmadığını sorduğunda 3 farklı üniversiteden diplomalı psikolog rehber öğretmen (sonradan araştırdığıma göre bu tip okullar hep çok diplomalı psikolog çalıştırırmış) bunun bir cinsel taciz olmadığını, çocuğun psikolojisinin bozulmasının gereksiz olduğunu çünkü o yaştaki çocukların cinselliği bilmeyecekleri gibi saçmalamaya başladığında arkadaşım artık çileden çıkmış ve “Allah belanızı versin, sizin kitabınızda her şey serbest ama benim kitabımda bunlar yok” diyerek toplantıyı terk edip soluğu okul kurucusunun yanında almış. Okul kurucusu çok üzgün olduğunu, o kadar dikkat etmelerine rağmen bu üzücü durumun oluştuğunu söylemiş. Arkadaşım ilginç bir şekilde ilkokullarda okuldan atma olayının olmadığını öğrenmiş (ben de o zaman öğrendim) Yani çocuk okulda ne yaparsa ( hırsızlık, gasp, taciz, aklınıza ne gelirse) yapsın kanunen çocuk okuldan uzaklaştırılamıyormuş.

Çocuk sınıf değiştirilerek uzun bir psikolog desteği ile o dönemi atlatıp, sene sonunda başka bir okula geçmişler. Arkadaşımın (dolayısıyla çocuğun) psikologu özetle bu durumun o erkek çocuğun ailesinden kaynakladığını, ebeveynlerin çocuk yetiştirmeyi bilmediklerini, saçma sapan Türk dizilerini çocuklarıyla bir arada izlediklerini, çocukların o dizilerden bol miktarda mafya hikayeleri, aldatma aldatılma, cinayet, şiddet, kısa yoldan zengin olma, yalılarda yaşama, lüks arabalar binme, öpüşme sahneleri ile zihinlerinin köreltiğini anlatmış.

Bu konu ilgimi çekti ve yurt dışında lisan ve ihtisas yapmış pedagog – psikolog bir dostumla bu konuyu görüştüm. Hikayeyi baştan sona anlattım ve o da benzer söyledi, sorunun temelinde ebeveynlerin çocuk yetiştirmekte çok büyük hatalar yaptıklarını, bir çoğunun çocuğu okula teslim edip onun tüm eğitimini okulun yapmasını beklediklerini, hatta bazılarının “okula dünya kadar para veriyorum, işleri ne, çocuğu eğitecekler” dediklerini söyledi.

Bu pedagog – psikolog dostum, geçmiş yıllarda yine bir özel okulun benzer bir olayda bu tür bir çocuk hakkında psikolojik dış destek için kendisine geldiklerini, yapılan çalışma ve analiz sonucu çocuğun ailesinin; çocuğunu diğer kız çocuklarını öpmek için teşvik ettiklerini – hatta baskı yaparak “oğlum Ayşe’yi öp, Fatma’yı öp” dediklerini (hem de dudaktan), Ayşe veya Fatma kendini öptürmezse kızı nasıl zorla öpeceğini anlattıklarını ortaya çıkarmış. Bu durumun çocuğun bilinçaltına yerleştiğini, okulda ki tüm kızları zorla dudaklarından öpmeye çalıştığını anlattı. Anlattığına gülsem mi ağlasam mı bilemedim ama ortalıkta dolaşan sonradan görme zenginleri, kuralsızlığın kural olduğu canım ülkemi düşündüğümde içim sızladı.

En sonunda dostuma “bu bir cinsel taciz mi? değil mi?” diye sordum. O da “bu cinsel taciz sayılamaz, çünkü o yaştaki çocuklar gerçekten cinselliği bilemezler ya da anne babası bilerek bir şeyleri göstermedilerse bilmemesi lazım. Ama – bu bir taciz mi dersen – evet taciz hemde kesinlikle bir taciz derim. Çünkü taciz – birine istemediği bir şeyi yapmak ya da birinden istemediği bir şeyi yapmasını istemek – demektir” dedi.

Bu kısacık cevap bana çok şey anlattı. Ben ebeveynlere “çocuklarınızı şiddetten uzak tutun, yaşlarına uygun film izlesinler, şiddet içeren oyunlara izin vermeyin, onların yanında her şeyi konuşmayın, iyi insan olmayı öğretin” benzeri evrensel kuralları anlatmama gerek görmüyorum, çünkü bunları herkes bilir ya da bilmeli, ben herkesten çocuklarına güven vermelerini, onlara saygı duyup onları dinlemelerini hatırlatmak istiyorum. Bazen bunlar bilinmesine karşın gözden kaçabiliyor.

Bir Cevap Yazın

Tag: